12 Ağustos 2016 Cuma
Gözlerini kırpıştırdı. Güneş çok parlaktı.Kapüşonunu gözlerine siper olacak şekilde çekti ve ilerlemeye devam etti.O kadar uzun zamandır bu yoldaydı ki neredeyse ne aradığını unutacak zamana gelmişti. Gerçekten, o ne arıyordu? Elini çantasına attı ve bir çiçek fotoğrafı çıkardı. Bu Kral çiçeğiydi. Yani aradığı şey... O çiçeği arama sebebi ise babasını iyileştirmekti. Babası yaklaşık 3 ay önce zehirli bir okla vurulmuş yavaş yavaş her şeyi unutmaya ve insani duygulardan yoksun bir hale gelmeye başlamıştı. Babasını kurtarmanın tek yolu ise bu kral çiçeğinden geçiyordu. Nerede bulacağını bilmediği için dolaşarak aramak zorundaydı. Bu yolculuğun bu kadar uzun olmasının sebebi de buydu zaten .Birkaç saat yürüdükten sonra güneş batmaya başladı. Kaç gündür dinlenmeyen kız, artık bir süre dinlenmeye karar verdi. Yattıktan sonra kendini tuhaf bir rüyanın içinde buldu. Rüyasında kapkaranlık rutubet kokulu uzunca bir mağaranın içindeydi. İleriden tuhaf sesler geliyordu. Önce ilerlemeye korktu fakat ayakları istemsizce onu o yöne götürüyordu. Burası çok karanlıktı. İlerlese de hiçbir şey göremeyecek vaziyetteydi. Bir süre daha ilerledi.Sonunda gözleri karanlığa alışmıştı. Durdu. Sesler kesilmiş gibiydi. Korkmuştu. İleride bir siluet görür gibiydi. Yavaş hareketlerine bakılırsa yaşlı biri olmalıydı. Elinde bir şeyler taşıyordu. AZ daha ilerledi ve minicik bir sürü ışık gördü. Yaşlı, bir o ışıkların yanına gidiyor bir ters tarafa gidip bir şeyler alıyordu. Her ne kadar yaklaşmak istemese de bir o kadar da merak ediyordu. Ayakları yine kendi kendine ilerlemeye başlamıştı. O kadar yaklaşmıştı ki yaşlının yüzünü bile seçebiliyordu. O yaşlı bir adamdı. Yaşlı adam onu görür görmez duraksadı. Vücudunu o tarafa çevirdi.Kız cesaretini toplayıp konuşmaya başladı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)