19 Ağustos 2016 Cuma

hikayenin başını okumak için yan taraftaki ağustos 12 yazısını, 2. kısmını okumak için ağustos 13 yazısına tıklayın...

Çantasını bilgenin evinde unutmuştu, fakat  durmadan uzun bir süre yürüdü . Sonunda değişik bir ormana varmıştı. Ama bu para ağacı ormanı değildi. Para ağaçlarını iyi tanırdı çünkü iyi bir yakacak oldukları için babasıyla sürekli onlardan bulmaya giderlerdi. Ormana girdi ve biraz yürüdükten sonra aniden şiddetli bir yağmur bastırdı. Loureen koşarak sığınacak bir yerler aradı. Kahrolası ormanda koşarken bir tuzağa yakalandı ters döndü. Baş aşağı dururken panikliyordu. Bu tuzaktan kurtulamayacağını düşünmeye başladı. Öyle paniklemişti ki aklından istemsizce bir sürü düşünce geçiyordu. Babası geldi aklına. Sonra o çiçeği ona götüremediğini... sonra da babasının iyice yabanileşmiş halini... Ölümünü düşündü babasının ve ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Göz yaşlarının  bir kısmı saçlarının arasına giriyor, bir kısmı yağmura karışıp yere düşüyordu. Daha sonra kız bir anda yere düştü. Ne olduğunu anlamamıştı. Doğruldu ve oturdu. Yanağındaki yaşları silerken etrafına bakındı ve etrafında beş tane trol olduğunu gördü. Ayağa kalktı. Üstü başı sırılsıklam olmuştu. Trollerden en uzun burunlu olanı söze başladı

- Yağmurdan korunacak bir yer arıyordun değil mi? dedi. Kız başını evet anlamında salladı.

-O zaman sana yardımcı olacağız. Bizim evimiz azıcık ileride bulunur. Yağmur dinene kadar bizimle kalabilirsin.

Başta tereddüt etse de kabul etmek zorunda kalmıştı çünkü yağmurun yanında kalın bir  sis tabakası da çökmüştü. Birlikte birkaç dakika kadar yürüdüler. Daha sonra ahşaptan yapılmış iki katlı bir eve ulaştılar. Troller kıza öncelik verdiler ancak kapı kızın yarısı kadardı. Kız girebileceği kadar eğildi ve içeri girdi. İçerisi o kadar dar değildi çünkü dışarıdan iki katlı gibi gözüken ev aslında tek katlıydı. Kız sandalyeler kendine göre biraz küçük olduğundan yere dizlerinin üzerine oturdu. Evde bu beş trol dışında 6. trol de bulunuyordu. Tezgah gibi bir şeyin üzerinde oturuyordu ve diğerlerinden biraz farklı olduğu fark ediliyordu.  Bu trolün ten rengi daha açıktı ve tepesinde daha fazla saçı vardı. Anlaşılan 6. trol dişiydi.  Bir süre sonra en uzun burunlu trol yine konuşmaya başladı.  

- Silsila, bu bizim misafirimiz ve yağmur dinene kadar burada kalacak. Hadi ona bir şeyler ikram et. 

Uzun burunlu trol  bunları söylerken Silsila adındaki 6. trol gözlerini fal taşı gibi açarak uzun burunlu trole baktı. Bunun üzerine uzun burunlu trol de başını evet anlamında salladı. Loureen ne olduğunu anlamamıştı. 

-Ne oluyor? dedi. Ne için başını salladın? bunun üzerine trol de

- Sana kendi yaptığımız en güzel yiyeceğimizi sunacağız. dedi. 

birkaç dakika sonra Silsila ekmeğe benzer bir madde ile kızın yanına geldi. Ekmeği kıza uzattı. Fakat ekmek pek iştah açıcı gözükmüyordu. Ekmeği eline aldı.Değişik bir kokusu vardı ekmeğin. Tam ağzına götüreceği sırada en kısa bolu trol yanlışlıkla kızın üzerine düştü ve ekmek yerde birkaç tur attı. Kısa boylu trol kızarmıştı. ''Çok özür dilerim!'' dedi. Kız trolü üzmemek adına aç olduğu halde 

-Boş ver zaten aç değildim. deyip gülümsedi. Uzun burunlu trol ayağa kalktı. Çok kızgındı ve belli ki bir şeyler söyleyecekti . 

- Üçünüz! Kızı bağlayın. Hemen!!!

devam edecek...


13 Ağustos 2016 Cumartesi

 hikayenin başını okumak için yan taraftaki ağustos 12 yazısına tıklayın ya da en alta inin  bu yazı onun devamıdır.

Anlaşılan değildi. Ve gerçekten de yakamoz yakalaması gerekiyordu. Yaşlı adam yakamozları nerede bulabileceğini söylememişti. Ayrıca yakamoz yaratıklarının neye benzediğini bile bilmiyordu. Aklındaki bu soruların cevaplarına ulaşmak amacıyla tekrar uyumaya çalıştı. Yaklaşık beş dakika uğraştıktan sonra vazgeçti. Yakamoz yaratıkları hakkında bilgiye kendi ulaşmaya karar verdi. Yakınlarda bir köy bulabilirse oradaki insanlara sorabilirdi. Yeniden yürümeye koyuldu. Uzaklarda bir is bulutu gördü. Anlaşılan ileride bir köy vardı. Koşmaya başladı, durmadı. Ta ki bir köylü bayana rastlayana kadar. Kadın otuz yaşlarında gibi duruyordu. Yüzü güzel ancak bakımsızdı. Kadına '' Merhaba'' dedi. Kadın da aynı şekilde karşılık    verince aceleyle nereden geldiğini babasını ve rüyasını anlattı. Sonra da yakamoz yaratıklarını sordu. Neye benzediklerini, nerede olduklarını... Kadın şöyle cevap verdi 

 - Üzgünüm  bilmiyorum. Ama bilebilecek birini tanıyorum. Şu önünde rüzgar çanı olan evde bir bilge yaşar. Neredeyse her konuyu ona danışırız. Bileceğini düşünüyorum.         

kız kibarca teşekkür etti ve koşa koşa rüzgar çanlı eve gitti. O  kadar aceleciydi ki kapıyı kaç kere çaldığını bile fark etmemişti. Kapı gıcırtıyla açıldı. Kız kapüşonunu arkasına indirdi.   '' Size bir şey soracaktım efendim. '' dedi. Bilge eliyle içeri girmesi için işaret verdi. Kız içeri girdi. İçeride yalnızca büyük bir kütüphane bir masa 4-5 sandalye bir de yatak bulunuyordu. Evde kilim ya da halı  benzeri bir şey bile yoktu. Bilge, kıza pürüzsüz bir sesle ''Oturmayacak mısın?'' dedi. Kız bir sandalyeye oturdu. Bilgenin yaşına rağmen sesinin pürüzsüz çıkması kızı şaşırtmıştı. Bilge kıza                 

  -Adın ne senin? Seni daha önce hiç buralarda görmedim neredensin? Buraya ne sormak için geldin? diye art arda üç soru yöneltti. Kız                                                                

  - Adım Loureen efendim. Kuzey şehrinden geliyorum. Ve buraya gelme sebebim ise babamın yaklaşık üç aydır korkunç bir hastalığın pençesinde olması.                               

Sonra Loureen başta gördüğü köylü kadına anlattıklarını anlattı. Yakamoz yaratıklarının yerlerini sorduğunda bilge adam yüzünü buruşturdu.                               

 - Onları bulmak için batı yönündeki Gloria kentine gitmelisin. O kente doğru gittiğinde  para ağacı ormanı göreceksin. Ormana gir ve ay çıkana kadar bekle. Yakamoz yaratıkları mavi ışık saçarlar.onları bulman kolay olacaktır. Yalnız dikkat et batı taraftaki şehirler korkunç ve ölümcül tuzaklarla kaplıdır. Ve yol cok uzun olabilir.

Kız bilgeye teşekkür edip oradan uzaklaştı. ve yola koyuldu.

devam edecek

12 Ağustos 2016 Cuma

Gözlerini kırpıştırdı. Güneş çok parlaktı.Kapüşonunu gözlerine siper olacak şekilde çekti ve ilerlemeye devam etti.O kadar uzun zamandır bu yoldaydı ki neredeyse ne aradığını unutacak zamana gelmişti. Gerçekten, o ne arıyordu? Elini çantasına attı ve bir çiçek fotoğrafı çıkardı. Bu Kral çiçeğiydi. Yani aradığı şey... O çiçeği arama sebebi ise babasını iyileştirmekti. Babası yaklaşık 3 ay önce zehirli bir okla vurulmuş  yavaş yavaş her şeyi unutmaya ve insani duygulardan yoksun bir hale gelmeye başlamıştı. Babasını kurtarmanın tek yolu ise bu kral çiçeğinden geçiyordu. Nerede bulacağını bilmediği için dolaşarak aramak zorundaydı. Bu yolculuğun bu kadar uzun olmasının sebebi de buydu zaten .Birkaç saat yürüdükten sonra güneş batmaya başladı. Kaç gündür dinlenmeyen kız, artık bir süre dinlenmeye karar verdi. Yattıktan sonra kendini tuhaf bir rüyanın içinde buldu. Rüyasında kapkaranlık rutubet kokulu uzunca bir mağaranın içindeydi. İleriden tuhaf sesler geliyordu. Önce ilerlemeye korktu fakat ayakları istemsizce onu o yöne götürüyordu. Burası çok karanlıktı. İlerlese de hiçbir şey göremeyecek vaziyetteydi. Bir süre daha ilerledi.Sonunda gözleri karanlığa alışmıştı. Durdu. Sesler kesilmiş gibiydi. Korkmuştu. İleride bir siluet görür gibiydi. Yavaş hareketlerine bakılırsa yaşlı biri olmalıydı. Elinde bir şeyler taşıyordu. AZ daha ilerledi ve minicik bir sürü ışık gördü. Yaşlı, bir o ışıkların yanına gidiyor bir ters tarafa gidip bir şeyler alıyordu. Her ne kadar yaklaşmak istemese de bir o kadar da merak ediyordu. Ayakları yine kendi kendine ilerlemeye başlamıştı. O kadar yaklaşmıştı ki yaşlının yüzünü bile seçebiliyordu. O yaşlı bir adamdı. Yaşlı adam onu görür görmez duraksadı. Vücudunu o tarafa çevirdi.Kız cesaretini toplayıp konuşmaya başladı.
- Özür dilerim. Ben kral çiçeğini arıyorum. Yerini biliyorsanız lütfen söyleyin.
 -Öyle bir çiçek yok! diyerek tersledi adam onu. Boşuna arama!
Kız tokat yemiş gibi hissediyordu. Babasını nasıl iyileştirecekti?
- Yakamoz yaratıklarını bilir misin? diye sordu yaşlı adam. Terslediği için pişman gibiydi
Kız hayır anlamında başını salladı.
-Onlar Ay'a aşıktır. Her gece ona ulaşmaya çalışırlar. Kral çiçeği dedikleri onlardan on iki tanesinin kanatlarından oluşur. Ama onları yakalayıp kanatlarını alırsan umutlarını da almış olursun. Asla Ay'a ulaşamayacaklarını anlarlar ve  umutsuzluktan ölürler.
Yaşlı adam elinde bir kavanozla kıza yaklaştı
- Bunu al. Ve dikkat et. Yakamozlara giden yollar çok tehlikeli tuzaklarla kaplıdır.
Sonra kız bir anda uyandı. Üşümüştü. Rüyası çok tuhaftı. Çantasından yiyecek bir şeyler almak için uzandığında kavanozu fark etti. Bu rüyasında yaşlı adamın verdiği kavanozdu. Ne yani bu bir rüya değil miydi?

devam edecek...